Kırıkkale’de ‘Muhtar Evi’ açıldı Kırıkkale’de ‘Muhtar Evi’ açıldı

İbrahim Kalın Gök Kubbenin Altında adlı kitabında şöyle diyor: “Soru ve sual kelimeleri sorumluluk ve mesuliyet kelimeleri ile aynı kökten gelir. Soru sormak sorumluluk yüklemektir. Cevap vermek mesuliyet almaktır.” Çocukluk çağlarımızdan itibaren öğrenmenin belki de en kestirme yolu olarak soru sormayı tercih ederiz. Bu tercih kimi zaman refleks, kimi zaman ise üzerinde düşünüp bilinçli olarak yönelttiğimiz cümlelerdir. Yönelttiğimiz soru karşısında cevap bekler, merakımızı gideririz. Peki ya bu soruları kendimize hiç yöneltiyor muyuz? Başkalarına sorduğumuz suallerle dış çevreyle ilgili bilgiler ediniyoruz da kendi öz alemimizi keşfetmek için kendimizle konuşuyor muyuz? Pek sanmıyorum. Bunun pek çok nedeni olabilir. Bu nedenlerden bir tanesi ise yazının girişinde aktardığım mesuliyet almaktan kaynaklanıyor kanımca. Soruyu kendimize yönelttiğimizde sorumluluğu ve mesuliyeti de üstlenmemiz gerekiyor. Pek çoğumuz sanki o kadar da cesur değiliz. 

Oysaki yaradan her birimize sadece bir ömür bahşediyor. O halde sormamız gereken en temel sorulardan birisi “Bir insan ömrünü neye vermeli” olmamalı mı? Sahiden bir insan ömrünü neye vermeli? Kredi çekip ev almaya olabilir mi? Borsa da hisse kovalamaya? Twitter da takipçi artırmaya? Instagram’da binlerce beğeni alacak tatil gönderisi paylaşmaya? Siyasete atılıp oy toplamaya? Öyle ya da böyle voleyi vurmaya? Bir dergâha odun taşımaya? Bir mürşidin izinde mürit olmaya? Soruları sonsuza kadar çoğaltabiliriz. Cevaba gelince;neyi arıyorsan sen O’sun der erenler.. Bize düşen kendimizi aramak olsa gerek..

Coğrafyamızın ozanı Neşet Ertaş bakın ne diyor: “Bir anadan dünyaya gelen yolcu, görünce dünyaya gönül verdin mi? Kimi büyük, kimi böcek, kimi kul, Merak edip hiçbirini sordun mu?”Sormadığımızı bilerek sordun mu diye sesleniyor Neşet Ağam.Bunca kaos ve karmaşanın arasında, zamanın önlenemeyen akışında, haz ve hız çağında belki de zihnimizi yoracak ama ruhumuzu dinlendirecek yol budur. Soru sormak. İslam’ın beş şartı var altıncısı olsaydı haddini bilmek olurdu derler. İş bu sebepten haddimi aşmak, nasihat etmek niyetinde değilim. Bu yazıyı okuyanlara seslenirmiş gibi yapıyorum ancak bu esaslı uyarı nefsime. O zaman yazının başlığına dönelim ve o güzelim türkünün mısralarıyla hep beraber sual edelim:
Bir insan ömrünü neye vermeli?
Tükenip gidiyor ömür dediğin..
Haftaya görüşmek dileğiyle, selam ve selametle..
 

Editör: Manşet Gazetesi