Televizyonların tek kanallı,
Ve
Siyah beyaz olduğu dönemlerin de oynatılmıştı o Amerikan filmi…
Alışagelmiş,
Rutin
Harikulade sarışın esas kız yoktu başrolde;
Kız yoktu daha doğrusu hiç film de.
Esas oğlan da boylu poslu,
Kara yağız,
Yakışıklı,
Aslan gibi neyim değildi zaten.
Sıradan,
Amiyane,
Kalabalıklarda kaybolan,
Varlığı ile yokluğu fark edilmeyecek bir tipti…
Ancak,
Öyle bir an geldi ki o silik,
Sıradan,
Vasat adam devleşti beyaz perdede…
Kahramanı oldu birlikte çalıştığı arkadaşlarının…
Onlar için dövüştü,
Savaştı,
Dayak yedi dövdü-dövüldü yılmadı.
Sendika kurdu!..
Herkesi bir araya getirdi,
Tek ses oldu iş veren karşısında,
Söke söke aldı istediğini istediği zaman…
Aldı ama,
Güç zehirlenmesine de girdi bu arada.
Ol dediği oluyordu çünkü.
İtiraz yok,
İtiraz edecek mercii de bırakmamıştı karşısın da.
Ve nihayet,
Suyun yönünü kendine doğru çevirdi.
Sürekli kıyasladı kendinden önceki durumları,
Yokluğu anlattı,
Sefaleti,
Köleliği,
Fakirliği yüzlerine vurdu,
Aşağıladı insanları.
Binleri topluyordu meydanlara,
Gün geldi,
Kimsecikler kalmadı etrafında…
İlgisi alakası yok belki,
Belki de hiç aklıma gelmeyecekti filmin kahramanı da senaryosu da,
Ama
AKP genel başkan yardımcısı Mahir Ünal´ın bir diş kliniğinin açılışını yaparken karşısında gördüğü bir avuç insana yönelip sitemle, “bir tek siz gelmişsiniz hani nerde hemşerilerim, o kalabalıklar, Elbistanlılar ” demesinden sonra tazeledi beynim hafızayı.
Demek ki dedim kendi kendime;
Amerikanyada da olsa Türkiyede de olsa insan insandır.
Kahramanı diyet isterse kendinden,
Bırak ağzında ki dişini,
Kolunu kesip verir omuzundan…
Not:
Ömer Seyfettin yüz yıl evvel boşuna yazmadı DİYET isimli romanı, kalabalıkların toplanmadığına sitem edenlerin aklını başına toplamaları için o romanı baş ucu kitabı yapmalarını öneririm!..